GENEL MÜDÜRÜMÜZ TANER TAŞPINAR'DAN BASIN AÇIKLAMASI: "NBŞ SEKTÖRÜNÜN AMAÇLARI ORTADA"

Uluslararası Şeker Organizasyonu'nun (ISO) 25. konferansı, İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleştirildi. Sektördeki sorunların ve problemlere ilişkin çözüm önerilerinin ele alındığı programın sonunda Genel Müdürümüz Taner Taşpınar basın toplantısı düzenledi. Genel Müdürümüz Taşpınar, AB’deki kotaların ve pancar alım fiyatlarının serbest bırakılması durumunda çeşitli sorunların ortaya çıkabileceğini vurguladı.

ŞEKER PANCARI ÜRETİCİSİ ÇEKİNCELİ

ISO’nun (Uluslararası Şeker Organizasyonu) 25. konferansı, İngiltere’nin başkenti Londra’da yapıldı. Genel Müdürümüz Taner Taşpınar, programın sonunda basın toplantısı düzenleyerek şeker sektörünün sorunlarını anlattı. Avrupa Birliğinde 2017 yılı sonrasında kotaların ve pancar alım fiyatlarının serbest bırakılması hususunda şeker pancarı ve pancar şekeri üreticilerinin çekincelerinin olduğunu belirten Genel Müdürümüz Taşpınar, bu durumun, şeker pancarı tarımından vazgeçilmesi, AB’nin 10 yıl sonra net ithalatçı durumdan tekrar net ihracatçı duruma geçeceği anlamına geldiğini söyledi. AB’de şeker pancarı tarımı ve pancar şekerinin, hem gümrük vergileri ile hem de çeşitli müdahale alım fiyatları ve desteklemelerle korunduğunu ifade eden Taşpınar, “AB’nin 2023 hedeflerinde 1,5-2 milyon tonluk bir pancar şekeri üretim artışı öngörülmektedir. Dünya şeker arzı ve fiyatlarında küresel belirsizlikler ve endişeler olmakla birlikte AB’de pancar tarımı sürekliliğini sürdürmeye devam edecektir” diye konuştu.

NBŞ SEKTÖRÜNÜN AMAÇLARI ORTADA

Avrupa Birliğinde 2006’dan buyana şeker üretim maliyetleri ve pazar fiyatlarının %15 düşmesine rağmen şekerli mamuller, alkolsüz içecek sanayi, çikolata, bal, şurup ve kek sektörü vb. alanlarda kâr marjının yaklaşık %8 ile %27 oranında arttığını aktaran Genel Müdürümüz Taner Taşpınar, “kümülatif olarak bu rakam %37’lere tekabül etmektedir. Bu gerçekten hareketle ülkemizde de AB uygulamalarına atıfta bulunularak kotaların kaldırılması yönünde lobi yapan NBŞ sektörü temsilcilerinin amaçları da aslında ortadadır. Üretimlerini istedikleri kadar arttırarak ülkemizdeki Kar marjlarını daha da maksimize etmektir. Ancak bu amaçlarına erişmede her nedense isteklerini AB’de olduğu gibi piyasa dinamiklerini harekete geçirerek değil de ülkemizde kurdukları tatlı kar hayallerini gerçekleştirmeye yönelik olarak kurgulamaktadırlar. Sonrasında ise söylemlerini biraz daha ileri götürerek şekerin borsada işlem gören bir emtia olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadırlar. Aslında bu noktada bu gruplara sorulması ve cevaplandırılması gereken en önemli soru şudur. Acaba ülkemizde üretilen NBŞ’lerin 1 gr’ının Dünya borsalarında işlem görüp görmediği veya neden 1 gr NBŞ’nin diğer ülkelere ihraç edilip edilmediği? Hususlarıdır. İşte ülkemizdeki NBŞ sektörü temsilcilerinin kotaların AB de olduğu gibi kaldırılması gerektiği yönündeki taleplerinin altında yatan asıl gerçekte budur. İçerde tatlı kar marjları ve üretimlerinin arttırılması” dedi.

ÖNLEM ALINMAZSA ŞEKER İTHALATI BAŞLAR

Türkiye’de hiçbir yapılandırma önlemi ve geçiş süreci ile pancar çiftçilerine yönelik olarak hazırlanan bir önlem alınmadan kotaların kaldırılmasından söz edilemeyeceğini vurgulayan Taşpınar, “kotaların kaldırılması demek, yapılandırılma önlemleri alınmadan pancar şekeri

sektörünün tamamen başıboş ve rekabet edemez hale getirilmesi ve yok olması anlamına gelecektir. Bundan da en büyük faydayı sağlayacak olan gruplar, bunu en çok isteyen NBŞ sektörü olacaktır. Burada asıl olan tehlike, kotaların kaldırılması durumunda sektör, mevcut hali ile özelleştirilirse talip olan şirketler pancar tarımının sürekliliği ve şeker üretiminin yerine fabrikaların arsalarına veya kotalarına sahip olmak için yarışacak olmalarıdır. Sonrasında bu fabrikalar kapanacak ve mevcut şeker üretimi ithalat yolu ile veya bu grupların üretimleri ile karşılanmak durumunda kalınacaktır. Halkımız dünya fiyatlarından bırakın doğal şeker yemeği, enzimlerle çeşitli bakteriler kullanılarak Dünyada da halen tartışılan, nişastadan üretilen ve doğal olmayan şekeri tüketmeye mahkûm edilecektir” ifadelerini kullandı.

AB’NİN ASIL AMACI ŞEKER İHRAÇ ETMEK

AB’de kotaların kaldırılması ile 2017 yılı sonrasında şeker pancarı ekim alanlarının istenildiği kadar artırılamayacağını dile getiren Genel Müdürümüz Taner Taşpınar, “buradaki asıl beklenti ve hedef, ihracata yönelik üretim artışı ve verim artışının sağlanmasıdır. 2025 yılına kadar Fransa ve Almanya’da hektara şeker verimlerinin 17-20 bin tonlar civarında olabileceği öngörülmektedir. Pancar tarımı AB ülkelerinde mevcudiyetini sürdürmeye devam edecektir. Bunun önemli örneklerini ve açıklamalarını ilgili kongrede şeker sektörü ve dünya şeker piyasasındaki gelişmelere dair bilgileri paylaşan FO Licht Şeker Piyasaları Analiz Müdürü Stefan Uhlenbrock vermiştir. Uhlenbrock Dünya şeker tüketiminin her yıl yüzde 2 arttığını, nüfus artış oranında bir yavaşlama olduğunu, bunun da uzun vadeli bakıldığında şeker piyasasını olumsuz etkileyeceğini söylemiştir. Küresel çapta şeker üretiminde 2016 yılında ciddi bir düşüş olduğuna dikkat çeken Uhlenbrock, üretimdeki düşüşün 2008-2009’dan bu yana 15,5 milyon tonu bulduğunu kaydetmiştir” dedi.

AB’Lİ ÜRETİCİLERİN, KOTALARIN KALDIRILMASI YÖNÜNDE BİR ENDİŞELERİ YOK

Genel Müdürümüz Taner Taşpınar, basın toplantısındaki konuşmasını şöyle sürdürdü:

“2016-2017 sezonu ile ilgili rakamlara bakıldığında üretimdeki en yüksek artışın Brezilya’da olduğunu ve bu ülkede üretim artışının 4 milyon ton olarak gerçekleştiğini bildiren FO Licht Şeker Piyasaları Analiz Müdürü Stefan Uhlenbrock, Hindistan’da şeker üretiminde 2016-2017 sezonunda 2,5 milyon tonluk büyük bir daralma olacağını, Avrupa Birliğinde ise 1,6-1,7 milyon tonluk bir artış öngördüklerini açıklamıştır. Bu açıklamalardan da anlaşılmaktadır ki AB’li üreticilerin, kotaların kaldırılması yönünde bir endişeleri yoktur. Zira şeker pancarı AB içerisinde gümrük vergileri ile diğer ülkelerin destekleyerek borsalara gönderdikleri kamış şekerine göre korumakta, bu tip ürünlerin anti damping uygulamalar ile yurt içine girişlerini engellenmektedir”.

ÖZELLEŞTİRMEDE DÜNYA MODELLERİ ÖRNEK ALINMALI

Şekerde liberalleşme kararı alan Avrupa Birliği ülkelerinin, sektörü kendi içerisinde rekabete hazırladığını, üreticileri ve sanayicileri çeşitli fon ve desteklerle koruyarak geçiş döneminde yönlendirdiğini, verim ve karlılığın artırılarak en üst düzeye çekildiğini, içerdeki rekabette adil ve dengeli politikalarla sektörün liberalize edildiğini, sektörün kendi dinamiklerini harekete geçirerek üretimin ve verimliğin artmasını sağladığını anlatan Taşpınar, “bu da üreticileri dışarda ve içerde çok daha rekabetçi konuma getirerek şimdiye kadarki pozisyonlarını almalarını sağlamıştır. Bizde de sektörün gerek özelleştirilmesi gerekse rekabette eşit seviyelere gelebilmesi için yapılması gereken budur. Ülkemizde TŞFAŞ’ye ait fabrikaların özelleştirilmesi süreci 2001 yılından buyana devam etmektedir. Sürecin devam etmesi, hem üreticileri hem de sanayiciler açısından sorun arz etmektedir. Birlik olarak şeker fabrikalarının özeleştirilmesine asla karşı değiliz, özelleştirmenin modeli noktasında Dünya ve AB deki

uygulamaların ve modelin, ülkemiz gerçekleri de göz önüne alınarak sürdürülmesinden yanayız” diye konuştu.

GERÇEKÇİ PLANLARA İHTİYACIMIZ VAR

Türkiye’deki şeker sektörünün yaşadığını sorunları da anlatan Genel Müdürümüz Taner Taşpınar, “yüksek NBŞ kotaları, kayıt dışı üretimler, kimyasal tatlandırıcı ithalatları, kaçak şeker girişleri ve verimsiz çalışan fabrikalar sebebi ile kotaların kaybedilmesi üretimin düşmesine, çiftçimizin küsmesine sebep olmaktadır. Böyle olunca da çözüm, sorunun olduğu yerde değil; sorundan fırsat yaratmak isteyenlerin tarafında çözülmeye çalışılmaktadır. Akut kararlar yerine istikrar ve çözüm sağlayacak gerçekçi, sürdürülebilir planlara ihtiyacımız var. Bunun dışındaki mekanizmalar ve şeker pancarı haricinde artırılan kotalar, haksız fırsat arayışları ve adil olmayan müdahalelerdir. Bugün çiftçimiz şeker pancarı tarımı ile münavebe sistemini en verimli şekilde gerçekleştirmekte ve buna bağlı olarak toprağın kalitesini artırmaktadır. Sözleşmeli tarım ile çiftçimiz ne kadar üreteceğini, ne kadar kazanacağını bilerek profesyonel bir şekilde tarım yapmaktadır. Tarımda geldiğimiz nokta gurur vericidir. Bu başarımızı sanayi ile entegrasyonu sağlayarak büyütmek ise görevimizdir. Bu aşamada aldığımız veya ertelediğimiz kararların tüm ülkenin ekonomisini etkileyeceğini göz ardı etmemeliyiz” yorumunu yaptı.

NBŞ SEKTÖRÜ, KOTANIN ARTIRILMASINI İSTİYOR

Ülkemizde lobi faaliyetlerini sürdüren ve algıyı yönetmek isteyen NBŞ sektörünün diğer bir argümanının da geçtiğimiz iki dönemde iklimsel nedenlerden dolayı kaynaklanan üretim dalgalanmaları ve sonucunda yaşanan pancar şekeri arz açığını bahane ederek, bunun ithalatla karşılanmasının yerine NBŞ kotalarının arttırılarak karşılanacağını savunmaları olduğunu ifade eden Taşpınar, “bu gruplar kotalarının mevcut halinde %50 arttırılmasını talep etmekte ve bunu son iki yılki üretim arz açığına atıfta bulunarak sabitlenmesini istemektedir. Oysa mevcut pazarlama döneminde bir önceki yıla göre %20’lik bir şeker üretimi artışı ve %17’lik bir ekim alanı artışı beklenmektedir. Bu da geçen sene ekstrem olarak yaşanan üretim düşüşünün bu sene olmayacağı tam aksine istenildiği kadar şekerin üretildiği anlamına geleceği demektir. Zira ülkemiz pancar şekerinde kendine yeterlidir ve bu grupların dediği gibi arz açığının ithalatla veya NBŞ ile karşılanmasına ihtiyacı yoktur. Ülkemizde iç Anadolu şartlarında ve kooperatiflerimiz fabrikalarında sanayicinin istediği kalitede ve oranda şeker, rekabetçi şartlarda üretilebilmektedir” dedi.

ŞEKER TÜKETİMİNDE %40’LIK BİR AZALMA VAR

Pancarı sadece şeker üretimi için görmemek gerektiğini, melasından biyo ethanol, küspesinden yem, liktik asit ve diğer monosakaritler ve bunlardan polimerler üretimleri (biyo plastikler) ile elektrik ve ısı üretiminden karbonatlı içeceklerde kullanılan CO2 ve gıda ve içecek sanayinde kullanılan alkollere kadar çok geniş bir yelpazade değerlendirmek gerektiğini belirten Genel Müdürümüz Taner Taşpınar, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Dünyada tartışılan diğer bir konu şeker ve obezite ilişkisidir. Bu noktada uzmanlar şu şekilde açıklamalar yapmaktadır. Dünyada toplam şeker tüketiminde son yirmi yılda azalma olmasına rağmen aşırı kilolu insanların oranında artış olmaktadır. 1980 – 90’lı yıllardan günümüze gelindiğinde şeker tüketiminde %40’lık bir azalmaya karşın Birleşik krallıktaki obez nüfusun artış oranı %40 olmuştur. Yine aynı şekilde 1980 – 90’lı yıllardan günümüze gelindiğinde ABD’de toplam tüketimde %17’lik bir azalmaya karşın fazla kilolu insanların oranında %30’luk bir artış olmuştur. Avustralya’da ise kişi başına şeker tüketiminde %27’lik bir azalmaya karşın fazla kiloluların oranında ki artış %38 olmuştur. Toplam şeker tüketimindeki azalışa rağmen uzmanlar, OBEZİTE artışının başlaması ve günümüze kadar gelen süreçteki artışının NBŞ’lerin ABD ve AB ülkelerinde marketlere girmesinden sonraki döneme denk geldiğini de belirtmektedirler. İşte sağlık

açısından üzerinde durulması gereken en önemli noktada budur. Zira dünyada tüm ülkelerde bu husus özenle takip edilmekte gazlı içeceklerin vergi oranlarında artışlar getirilerek kullanımları kısıtlanmaya çalışılmaktadır. Dünyada gazlı içeceklerin neredeyse tamamında HFCS yani yüksek Fruktozlu mısır şurupları kullanılmaktadır. Bu da demektir ki aşırı tüketim değil, gıdalardaki ve içeceklerdeki yaralan ve açlık hissin körükleyen NBŞ’lerin tüketimlerinin özelliklede Nişasta bazlı şekerlerde bulunan yüksek früktozun obezıteye neden olabileceğidir”.

Haberi Paylaş: